HAKKIMDA

 

 

 

Yıllarca inşaatlarda çalışmış bizlerin sorunlarını görüp, hatta kendimiz de bu sorunlar içerisinde boğulduğumuzdan dolayı, sanal ortamda bir paylaşım yapmayı düşündüm. Ardından bu blog ortaya çıktı. İki iklim arasında kalan bizler; kimimiz ofis, yani masa başlarında inşaat işlerini kovalayıp projeler üretirken, kimimiz de şantiyeler de insan ve makine emekleri ile o üretilen projelerin uygulamalarını yapıyoruz.

 

Ben yıllarca hem yurt içi, hem de yurt dışı projelerde görev aldım. Kimi zaman çok zor hava şartlarında çalışırken, kimi zaman da iş kolu açısından stres dolu zamanlarda çalıştım.

Sitemizde birçok makale ve yazıya kendi üslubum, düşüncelerim ve yeteneğim ile sorunlarımıza cevap bulmaya çalışacağım. Yaşanmış anıları, öyküleri, hatta kişisel sorunları, şantiyede veya ofiste oluşa bilecek sorunları, eğlenceli anları ve projeleri sizlerle paylaşmayı düşünüyorum.

Ben 1986 Ankara doğumluyum. Ailem Sivas’tan Ankara’ya göç etmişler. Ankara’da yaşamayı ve Ankara’da nefes almayı seviyorum. Bu şehir ile ilgili de bir yazı yazmak istiyorum. Ankara farklı bir şehir yaşamak için, okumak için, çalışmak için.

Bugünlerde iş imkânları artarken yeterli ve teknik donanımlı usta, teknik personel sayısı azalmaktadır. Bunu da ayrı bir makale şeklinde ele almak istiyorum. Fakat gözlemliyorum ki bizler okullardan mezun olurken yetersiz kalıyoruz çalışma hayatına başlayınca. Ustalar eski kalitede yetişmiyorlar. Bunun ana nedeni, bence, orta okul çağlarından beri yeterli teknik personelin yetişmemesinden kaynaklandığını düşünüyorum.

Mesleğim gereği birçok kamu ve özel projelerde çalışma şansı buldum: Kimi zaman bir RESTORASYON projesi, kimi zaman bir masa başı çizim, kimi zamanda şantiyelerin en ağır, en kaba diye tabir ettiğimiz çelik ve alüminyum işlerde. İşte bu işlerden yola çıkarak sizlerle hem haberleri, hem duyuruları, hem de günlükleri paylaşmayı düşünüyorum.

Bir de benim bitmek bilmez küçük şantiye notlarımı.(eskizle – detaylar – örnekler) Bizler temposu yüksek işlerde çalışan insanlarız, kimimiz emeklerimiz ile, kimimiz beden gücümüz ile, kimimiz de deneyim ve çalışmalarımız ile meyvelerimizi topluyoruz. Bunun için de çalışmamız gerekiyor. Bu çalışmaları yaparken ortak küme, yani bilgilerin toplanmasından geçiyor. Çoğu insan çalışmalarını yaptığı veya üretimini yaptığı ürünlerin en azından bir dökümünü tutmuş olsa, sanırım her şey daha kolay olurdu. Bizler sadece yazmak için yazmayalım, çalışmak için çalışmayalım. Üretim yapabilmek için de emek vermemiz gerekir emeklerimizin karşılığını alabilmemiz için de bilgilerimizi paylaşmamız gerekir. Araştıralım, bu gün ben de dâhil olmak üzere hepimizin eksiği: yeteri kadar araştırma yapmadan ya da belli kaynakları okuyup araştırmadan, bir şeyler yapmaya çalışmamız. İnsan emekleri ile vardır. İnsan emekleri ile yaşar. Bu emeklerinin karşılığını aldıkça mutlu olur ve işlerine daha sıkı sarılır.

Tabi ki anlattıklarım bu kadar kolay değil. Yazmak ve anlatmak ya da insanlara kendini açmak en zoru olsa gerek. Ama ben bir edebiyatçı değilim, (inşaatçıyım sanırım biraz daha edebiyatçılara göre kaba sayılırım, ama yaptıkları işlerde estetik kaygıları olması gereken insanım diyelim) bunu da bildiğim için sizlere kendimi açıp en rahat şekilde editörümden de yardım alarak bazı konularda bilgilerimi aktarmaya çalışacağım. En azından dil bilgisinde daha az hatalar yapmak için elimden geleni yapmak istiyorum. Araştırmalarım ve çalışmalarını yaptığım konular nezdinde paylaşımlar yapacağım.

Aslında işin içine girdikçe daha iyi anlıyorum, özel makaleler emek istiyor. Bizler her birimiz bir iş kolunda emek vermiş ve çalışan insanlarız. Her emeğin de karşılığı, sanırım bilgi aktarımı oluyor. Hepimiz çeşitli inşaatlarda çalıştık. Kimimiz Büyük inşaatlarda, küçük inşaatlarda, modern yapılarda, sanatsal tasarımlarda, eski bir eserin günümüze kazandırılması için Restorasyon çalışmalarında görev aldık. İnşaatların içerisinde en zevkli çalışma alanı bana göre Restorasyon dur. En dikkat edilmesi gereken konu, yapılacak olan yeni bir yapıda her hatanın mutlaka bir geri dönüşü olacaktır. Fakat bir tarihi esere zarar verirsen bunun asla geri dönüşü olmaz. Bizim işler aslında büyük bir bilgi,birikim ve takım çalışması isteyen işlerdir. Çok büyük bir bilgi birikimim olmadığını biliyorum (veya bunu bu şekilde görmek istiyorum kendimi geliştirmek adına) ve bu durum karşısında da hala bilgi yüklemesi yapmaya, kendimi güncellemeye devam ediyorum. Etmeliyiz de.  İnşaat havası solumak bence yeterlidir.

Olaylara geniş pencerelerden bakan birisi olmak için uğraşırım her zaman ama Türkiye bunu yapmak zor. Mimari estetik kaygılar; bu kaygılardan doğan hatalar ve bu kötü şartların bizlerin yapacağı mimari çalışmalardan soğutmaması adına, kendimizi daha fazla geliştirmeliyiz. Hepimiz bir yerlerden o ya da bu şekilde mezun olduk ve mezun olurken de belli bir birim ile mezun olduk. Fakat yeterli mi tabii ki değil. Benim üniversitede okuyan arkadaşlardan ricam, daha çok araştırmak, daha çok okuduğun bölüm hakkında seminer, kurs veya oturumlara, fuarlara katılmak. Mezun olurken çok fazla bilgi ile mezun olmak her zaman iyidir. İşlerini nasıl, niçin ve ne tempoda yapabilirsen o denli başarılı olursun. Bunun temeli de üniversiteler. Mimarlık, mühendislik okuyan bölümlerin, teknikerlerin ve teknisyenlerin, her birinin yapacağı çalışma veya araştırma bir sonraki öğrenciye ışık tutacak bir çalışmanın ürünü olmalıdır. Mimarlık zor, ancak mezun olabiliyoruz, diyenler olabilir. “Mühendislik başlı başına dert zaten, ne araştıracağım mezun olunca bakarız.” veya “Tekniker oldum ne yapacağım ki, imza yetkim bile yok gider gelirim.” İşte Bu mantıkdan tamamen çıkmalıyız! Bugün bir mimar, bir mühendis, bir tekniker, iş yükünün en çok bindiği alandan mezun olan insanlar. İş ararken zorlanan, işlerde yarım bilgi veya okuldan kalan bilgiler ile mücadele vermeye çalışan, yetişmekte olan asker oluyoruz. Bu da iş bulmada ya da bulduğumuz işlerde kendimizi geliştirmede bizlere olabildiğince zorluklar doğuruyor. Yetişene kadar bakıyoruz yıllar geçip gitmiş. Yetersiz bilgi ile sahada söz sahibi olmaya çalışıyoruz.

Ben açıkçası çok zorlandım. Kendi başıma veya ustaların yardımı ile içinden çıkmaya çalıştım. E tabi ki hak verirsiniz ki bu zor bir durum. İnsanlardan yardım almak, yardım beklemek, biraz bedavacılığa giriyor. Eğer şantiyede çalışan birisinin üzeri kirli değilse yeterince emek vermemiştir. Eğer bir ofis çalışanın akşam gözleri, yorulmamışsa yeterince emek vermemiştir.

 

Vaktinizi ayırıp buraya kadar okuduysanız teşekkür ediyorum…

 

Bence herkes hayal kurmalı ve herkesin bir hayali olmalı. Hayali olmayan insan ve hayal kurmayan insan, boş, işe yaramaz bir insandır. Hayaller insanları renklendirir. Renkledikçe de çoğalırız. Yani kendimizi geliştiririz. Bunun için de hayalsiz asla yaşamak istemem. Belki çoğuna kavuşamayacağım ama hayallerim bana yeter, en azından o uğurda mücadele vermeye devam ederim.

Herkes bilir ki bir mimar, bir mühendis, bir teknik personel kolay kolay yetişmiyor. Ama çoğu biz gibi insanlarında içleri boş oluyor, bence bu da sıkıntı.

Belki bu yazı bir “hakkımda” kısmı oldu ama, Önemli olan anlattıklarımızın anlaşır bir şekilde aktarıla bilmesidir. İnşaatçıları sevin, onlar çok yoruluyor, sizlerin daha mutlu yaşaması için.

Güncel inşaat, yapısal olaylar, Alüminyum, Metal, İnşaat, Restorasyon, Tasarım, Endüstriyel Tasarım gibi alanlarda paylaşımlarda bulunmayı düşünüyorum. Bu alanlarda hepimizin çalışmaları muhakkak vardır. Bunları paylaşmak isterseniz sizleri de beklerim.